1. Haberler
  2. Gündem
  3. TCMB Başkanı Karahan: Bir hafta vadeli repo normalleşme konusu. Sonraki dönem için sinyal niteliği taşımıyor

TCMB Başkanı Karahan: Bir hafta vadeli repo normalleşme konusu. Sonraki dönem için sinyal niteliği taşımıyor

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, para politikasındaki sıkılığın korunması gerektiğini ve mevcut sıkılığın ekonomik aktiviteyi soğutma ve dezenflasyonu destekleme açısından yeterli olduğunu söyledi. Bir hafta vadeli repo uygulamasına dönüşün gündemde olduğunu belirten Karahan, bunun bir normalleşme konusu olduğunu ve sonraki dönem için sinyal niteliği taşımadığını ifade etti. Karahan, enflasyon görünümünde kalıcı bir bozulma olması durumunda yeniden sıkılaşma yapmaya hazır olduklarını bildirdi.

TCMB Başkanı Karahan: Bir hafta vadeli repo normalleşme konusu. Sonraki dönem için sinyal niteliği taşımıyor
service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

(İSTANBUL) – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, para politikasındaki sıkılığın korunması gerektiğini ve mevcut sıkılığın ekonomik aktiviteyi soğutma ve dezenflasyonu destekleme açısından yeterli olduğunu söyledi. Bir hafta vadeli repo uygulamasına dönüşün gündemde olduğunu belirten Karahan, bunun bir normalleşme konusu olduğunu ve sonraki dönem için sinyal niteliği taşımadığını ifade etti. Karahan, enflasyon görünümünde kalıcı bir bozulma olması durumunda yeniden sıkılaşma yapmaya hazır olduklarını bildirdi.

Karahan, İstanbul Finans Merkezi’nde “Enflasyon Raporu 2026-III” bilgilendirme toplantısında küresel görünüm, yurt içi makroekonomik gelişmeler ve enflasyon sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Karahan, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

“Dışsal şokların enflasyon tahminlerinde yeterince hesaba katılmadığını düşünüyor musunuz ve bu konuda bir özeleştiri yapıyor musunuz?” sorusunu Karahan, şu yanıtı verdi:

“Bir süredir enflasyonda, dezenflasyonda epey mesafe katetmiş olsak da son üç yıla baktığımızda genel olarak tahminlerimizin ve hedeflerimizin üzerinde kaldığını kabul etmemiz gerekiyor. Bu açıdan, bir taraftan enflasyonun yüzde 75’te sınırlanmış olması ve daha sonra 30’lara kadar gelebilmiş olması bir başarıyken, hedeflerimizin üzerinde kalmış olması da kısmi bir başarısızlık olarak önümüzde duruyor. Uzun bir süreden bahsettiğimiz için birçok dışsal şokla da karşı karşıya geldik. Gıda enflasyonu dönem dönem öne çıktı. Bu seneye özel olarak enerji arzı kaynaklı yaşadığımız çok ciddi küresel fiyat artışı ve bunun bizim enflasyon dinamiklerimiz üzerindeki yansıması var. Bu şoklar neticesinde enflasyon hedeflerimizin genel olarak üzerinde kaldı ama böyle bir ortamda sıkı para politikası olmasaydı çok daha yüksek seviyeleri görecektik. Sürdürülebilir büyüme için kalıcı refah artışı için fiyat istikrarı şart. Para politikasından etkilenen kalemlerde aslında dezenflasyonun bütün bu maliyet yönlü şoklara rağmen devam ediyor. Bu da para politikası adına önemli bir kazanım. Biz de bu doğrultuda dezenflasyon odaklı sıkı duruşumuzu sürdüreceğiz.”

“Faiz indirimi için talebin 2018-2019’daki kadar sert daralması mı gerekiyor, yoksa mevcut yavaşlama faiz indirimi için yeterli mi?” sorusunu yanıtlayan Karahan, şunları ifade etti:

“Talep koşullarında son dönemde gittikçe belirginleşen bir soğuma söz konusu. Gittikçe bütün verilerin de teyit ettiği bir zayıflama söz konusu iç talep özelinde. Buna rağmen aslında oradaki enflasyonun sınırlı kalmış olması, hatta belli kalemlerde aslında dezenflasyon sürecinin devam ediyor olması önemli bir kazanım ve iç talebin de baskılayıcı olduğunu net bir şekilde bize gösteriyor. 2018 ile karşılaştırmak belki çok adil olmayabilir. O dönem baktığımızda kredilerin milli gelire oranının, yani borcun milli gelire oranının hem hanehalkı tarafında hem şirketler tarafında çok daha yüksek olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla oradaki bir birim sıkılaşmanın ekonomiye etkisi daha fazla ve daha hızlı gerçekleşebiliyor. Bu dönem ise dinamikler oldukça farklı. Bunlardan belki geçen sene özelinde en önemlisi altın fiyatlarındaki artışla beraber gelen servet etkisi ve bunun talep yönetimini zorlaştırması. Önümüzdeki dönem para politikasını şekillendirirken mevcut sıkılığı koruyacak şekilde şekillendirmeye ve enflasyon görünümü odaklı gitmeye devam edeceğiz.”

“KİRA VE EĞİTİMDE BİR MİKTAR İYİ BİR GÖRÜNÜM SÖZ KONUSU” 

“Ana eğilim ve dayanıklı mal enflasyonuna ilişkin tahmininizdeki sapma size ne düşündürüyor ve temmuza yansımayan bir bozulmayı ağustosta dayanıklı mal enflasyonunda görecek miyiz?” sorusuna Karahan şu yanıtı verdi:

“Ana eğilim tahminlerimizden farklı olarak olumlu oldu. Fakat manşet veriye baktığımızda da aslında ana eğilimdeki iyileşmenin manşete aynı oranda yansımadığı bir ay oldu. Bunlardan belki en önemlisi tabii savaşın yeniden başlaması. Bir diğer unsur Sağlık Uygulama Tebliği’nde yapılan değişiklik. Bunun da 22 baz puan kadar manşet enflasyonuna katkısı oldu. Bir de haberleşmede yüksek zamlar gördük. Özellikle sebze kaleminden gelen aylık bazda yüzde 16’ya varan bir artış gördük. Ana eğilim öngörülerimizden farklı olarak bir miktar geriledi. Kira ve eğitimde aslında belki bizim beklediğimizden bir miktar iyi bir görünüm söz konusu. Yıl başından başlayarak, hatta 2025’in son çeyreğinden başlayarak kirada ve eğitimde ataletin kırılmaya başladığını ve bunu verilerde göreceğimizi söylemiştik. Ağustosa sarkan, özetle bir etki söz konusu değil. Yani ölçüm zamanlaması ile ilgili bir unsur söz konusu değil. Dolayısıyla Ağustos ayı enflasyonu için bir yönlendirme yapmayı çok sağlıklı bulmuyorum.”

Karahan, “Sanayi altyapısını desteklemek için ek bir paket veya açıklama planlıyor musunuz?” sorusuna şöyle yanıt verdi:

“Sanayi görünümünü etkileyen birden fazla faktör var. Bunlardan en önemlisi dış talep görünümü. Maalesef küresel büyüme bir süredir zayıf seyrediyor. Bu sene de savaş nedeniyle beklenen toparlanma olmadı. İkincisi, dış ticarette artan korumacı politikalar. Onun dışında iç dinamiklerimiz de önemli. Ülkemizde de hem bir taraftan sanayiden hizmete geçiş söz konusu ama daha da önemlisi sanayi içinde bir dönüşüm söz konusu. Bu da daha yüksek katma değerli sektörlere ve daha teknoloji yoğun sektörlere yönelik oluyor. Sanayisizleşme denildiği zaman aslında önemli olan arz kapasitesinin korunması. Mevcut verilere baktığımızda arz kapasitesi yönünde bir bozulma olmadığını değerlendiriyoruz. Fiyat istikrarı sağlandığında, ileride tekrar iç ya da dış talep kaynaklı bir talep artışı olacak olursa bu kapasite kullanım oranı, yani mevcut kapasite daha fazla kullanılarak karşılanabilir. Dolayısıyla bu kanaldan bir enflasyonist baskının ileride gelmesini öngörmüyoruz. Uygulamakta olduğumuz sıkı para politikası, üretim ve tüketim faaliyetlerinin uzun dönemde daha dengeli, öngörülebilir ve en önemlisi dışsal şoklara daha dayanıklı bir yapıya kavuşmasını sağlayacak. Böylelikle fiyat istikrarı ile uyumlu, sürdürülebilir bir büyüme politikasına ulaşacağımız.”

Karahan, “132 milyar dolara ulaşan sıcak paranın olası bir jeopolitik şokta hızla çıkması riskine karşı Merkez Bankası’nın hazırlığı nedir ve yüksek faiz nedeniyle sıcak paraya bağımlılık oluştuğunu düşünüyor musunuz?” sorusu üzerine, “Finansal sistemi sağlıklı işleyen, ekonomik politikalara ve yerel paraya güvenin olduğu bir ekonomide Türk lirası payının yüksek olması beklenir. Bunu bir risk değil, başarı unsuru olarak görüyorum. Politika faizinin yüzde 50’den yüzde 37’ye indirilmesine ve yaşanan şoklara rağmen Türk lirası payının artması, politikalara olan güvenin yükseldiğini gösteriyor” dedi.

TCMB Başkan Yardımcısı Fatma Özkul ise şu açıklamalarda bulundu:

“Riskli görülen hesaplardan bir tanesi de net hata noksan kalemi. 2021-2022 döneminde bu kalem çok yüksek pozitif bakiye veren, yaklaşık 38 milyar dolar civarında seyreden bir görünüm izlemişti. 2023 sonrasında ise tam tersi, negatif ve yüksek bir bakiye veren hesap haline geldi, yaklaşık 58 milyar dolar civarında bir seviyeye ulaştı. Bugün açıkladığımız revizyonun birincisi, yurt içi yerleşiklerin yurt dışında bulunan banka hesaplarındaki mevduatlarını daha doğru ölçümleme imkanımız oldu. Diğer revizyonumuz, finansal türev işlemlerinden kaynaklanan kar ve zararlarımızla ilgili. Bu kar ve zararları daha doğru tespit edebildik ve ilişkili hesaplara, finans hesaplarına kaydettik. Bu revizyon sonrasında, aslında çok yüksek bir hacim gösteren net hata noksan kaleminin 58 milyar dolardan yaklaşık 23 milyar dolara gerilediğini gördük. Amacımız, bu net hata noksan kaleminin uzun vadede sıfıra yakınsamasını sağlamak.”

“SAVAŞ KAYNAKLI RİSKLERDE EN KÖTÜ GERİDE KALDI” 

“Para politikası faizi ile fonlama maliyeti arasındaki farkın giderilmesi halinde, Merkez Bankası’nın fonlama kompozisyonunda hangi araçları kullanacağı ve bu geçişin ne kadar süreceğine ilişkin bir yönlendirme yapılabilir mi?” sorusu üzerine Karahan şöyle konuştu:

“Savaşın başlamasıyla proaktif bir politika tepkisi verdik. Savaş kaynaklı risklerde en kötünün geride kaldığını görüyoruz. Enflasyon görünümü özelinde etkili olabilecek iki unsurdan bahsetmiştim; bunlardan biri ekonomideki soğuma, diğeri ise enflasyon beklentileri. Soğumanın iyice netleştiğini görüyoruz. Özellikle talep yönlü göstergelerde ve iç talebe dair verilerde bunu net bir şekilde okuyabiliyoruz. Bununla beraber, enflasyon beklentilerindeki bozulmanın da sınırlı kaldığını görüyoruz. Piyasa katılımcılarında bir miktar bozulma oldu. Ancak bizim üç yıldır vurguladığımız ve daha önemli gördüğümüz reel sektör ve hanehalkı beklentilerinde ise iyileşmenin artık devam ettiğini ve belirginleştiğini görüyoruz. Saydığım nedenlerle, orta vadeli enflasyon görünümünün aslında bozulmadığını, hatta buna yönelik yukarı yönlü risklerin ciddi anlamda azaldığını düşünüyoruz. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde, temel fonlama aracımız olan bir hafta vadeli repo uygulamasına dönüş gündemimizde. Zamanlama konusunda piyasa koşullarına bakacağız. Şu anda üst bant oluşumunu, para piyasasındaki faizin üst bantta oluşmasını, aslında sterilizasyon yoluyla sağlıyoruz. Çünkü piyasada likidite fazlası var. Burada bir hafta vadeli repo ihalelerini açtığımızda farklı bir görünüm ortaya çıkacak. Para piyasasındaki faizlerin de bu dönemde para politikası faizine yakınsamasını bekleriz.”

“TL’ye cazibenin devamı açısından, faiz indirim döngüsünde reel faizin hangi seviyeye kadar indirilmesinin risk yaratabileceğine dair bir değerlendirmeniz veya çalışmanız var mı?” sorusunu Karahan şöyle yanıtladı:

“Savaş öncesinde yüzde 58 olan Türk lirası payı şu anda yüzde 62’ye ulaşmış durumda. O dönemde önemli bir dış şoka da maruz kaldık ve enflasyon beklentilerinin bozulma riski vardı. Bütün bunlara rağmen aslında hane halkının çok ilgisinin, yani Türk lirası ilgisinin çok güçlü olduğunu, hatta artarak devam ettiğini görüyoruz. YP mevduat üzerinden bakacak olursak, bu süreçte 12 milyar ABD doları kadar arttı. Ama YP mevduatın bunun çok büyük kısmı şirketler tarafından hane halkı tarafında sadece 1 milyar dolarlık bir artış söz konusu. Faizlerin yüzde 50’den 37’ye geldiği bir dönem yaşadık. Doğru politikayı doğru şekilde uyguladığımız zaman da Türkiye’de Türk lirası payının yüksek kalacağını göreceğiz.”

Karahan, “Likidite yönetimi kapsamında Açık Piyasa İşlemleri portföyünün 450 milyar TL seviyesine gelinmesinin ardından, bu büyüklüğü korumayı mı yoksa daha da artırmayı mı planlıyorsunuz?” sorusunu, “Bugüne kadar 220 milyar TL’ye kadar alım yaptık ve bu alımlar sonucunda portföyümüz 450 milyar TL’ye ulaştı. 450 milyar TL’yi hesaplarken belli bir yıl sonu bilanço büyüklüğünü esas almıştık. Bu yıl için, aynı hedefe ulaşabilmek adına bir miktar daha alım imkanımız, yani alım alanımız olduğunu değerlendiriyoruz. Bu alımların zamanlamasının bir kısmını önümüzdeki dönemde piyasa koşullarına göre belirleyeceğiz.” şeklinde yanıtladı.

“Bir hafta vadeli repoya dönüş gündemdeyken tahminle hedef arasındaki farkın açılması daha uzun süre sıkı duruş anlamına mı geliyor? Ara hedefin bağlayıcılığını korumak için enflasyonun ana eğiliminin hangi seviyeye kalıcı olarak gerilemesi daha belirgin bir gevşeme için yeterli olur?” sorusuna Karahan şöyle yanıt verdi:

“2026 yılında 2 puanlık bir güncelleme yaptık. Motorin, doğal gaz ve diğer emtia gibi ürünlerin fiyatlarında bizim tahminimizin üzerindeki fiyat artışları etkili oldu. Bazı yönetilen ve yönlendirilen fiyatlarda yapılan ayarlamalar var. Bunların bir kısmı bir süredir erteleniyordu. Gıda enflasyonu varsayımında yapılan yukarı yönlü güncelleme. Bu üçü bir araya geldiğinde, yıl sonu tahminlerimizin yükselmesinde etkili oldu. Finansal koşullarda, sıkılığın korunmasıyla yurt içi talebin zayıf seyrini destekleyeceğiz. 2027 görünümünü etkileyecek iki faktör öne çıkıyor. Bunlardan bir tanesi savaş konusunda devam eden belirsizlik. Net bir tahmin vermeyi ve hedef iletişimini zorlaştırıyor. Diğeri de OVP süreci. Özellikle OVP sürecinde, bu belirsizliklerin bir miktar daha azalmasını bekliyoruz. Bundan sonraki süreçte, para politikası olarak belli bir sıkılığa ulaştık. Bu doğrultuda, aslında 2027 ve sonrası hedefleri güncellemedik ama bu hedefleri OVP sürecinde tekrar gözden geçirmeye karar verdik. 2027 ve sonrası tabii kontrol ufkumuz dahilinde olduğu için, hedeflerle birlikte tahminlerin de aynı seviyede, eğer revize edilecek olursa aynı seviyeye revize edileceğini söyleyebilirim.”

HAFTALIK REPOYA DÖNÜŞ

Karahan, “Yıl sonu enflasyon tahmininizi yüzde 28’e yükseltip sıkı duruşu koruyacağınızı söylerken, haftalık repoya dönüşün gündemde olduğunu belirtmeniz nasıl okunmalı?” sorusunu şöyle yanıtladı:

“Yukarı yönlü revizyon yaparken bir taraftan da para politikasının daha uzun süre daha sıkı kalacağını söyledik. Para politikasındaki sıkılığın korunması gerektiğini düşünüyoruz. Enflasyonun ve enflasyon beklentilerinin iyileştiği bir durumda faizin sabit kalması, aslında para politikasının sıkılaşması anlamına geliyor. Önümüzdeki dönemde bunları birlikte hareket ettirerek parasal sıkılığı koruyabiliriz. Mevcut sıkılığı değerlendirdiğimizde de aslında şu anda net bir soğuma görüyoruz. Dolayısıyla mevcut sıkılığın aktiviteyi soğutma ve para politikasının etkili olduğu alanlarda dezenflasyonu destekleme yönünde yeterli olduğunu düşünüyoruz. Bu, bir hafta vadeli repo konusu, bir normalleşme konusu. Ondan sonraki dönem için bir sinyal niteliği taşımıyor. Her zaman enflasyon görünümü odaklı, ihtiyatlı ve toplantı bazlı hareket etmeye devam edeceğiz. Enflasyon görünümünde kalıcı bir bozulma olması durumunda tekrar sıkılaşma yapmaya hazırız.”

“KONUT TARAFINDA KREDİLER BİR ÖLÇÜDE ZAYIF”

Karahan, “Reel faizlerin önümüzdeki dönemde düşmesi, konut talebi ve fiyatlarında bir normalleşmeyi ve ekonomik aktivitede toparlanmayı beraberinde getirebilir mi? Para politikasında bir normalleşme sinyali vermeniz yatırım ve ekonomik aktivite üzerindeki temkinli duruşu değiştirebilir mi?” sorusuna şu cümlelerle yanıt verdi:

“Sektörel bazda değerlendirme yapmam çok doğru olmaz. Ama konut tarafında bir ölçüde kredilerin zayıf olduğunu görüyoruz. Bankacılık açısından aslında bakacak olursak, teminatsız kredi oranı bankacılık bilançosunda oldukça yüksek. Teminatlı krediler, konut ve taşıt kredileri ise daha sınırlı kalmış durumda. Mevcut dönemde uyguladığımız politikaların bir etkisi olarak ve biraz da enflasyon görünümüne dair ciddi belirsizliğin etkisiyle, uzun vadeli konut kredilerinin daha sınırlı olduğunu ya da kullanılmadığını görüyoruz. Aslında burada enflasyonun düşeceğine olan inancın artmasıyla birlikte, biraz daha konut tarafında, kredi tarafında bankacılığın daha cesur olabileceğini, daha farklı imkânlar sunabileceğini, kendiliğinden sunabileceğini göreceğiz. Aslında esas sorunun yüksek enflasyon olduğunu ve fiyat istikrarına kavuştuğumuzda bu tarz unsurların da daha makul bir çerçeveye oturacağını söylemek isterim.”

Karahan toplantıyı, “Finansal istikrar açısından kredi kompozisyonundaki mevcut dağılımı nasıl değerlendiriyorsunuz? Reel sektör ve hane halkı açısından kredi kompozisyonunda önümüzdeki dönemde nasıl bir değişim öngörüyorsunuz?” sorusuna verdiği şu yanıtla tamamladı: 

“Geçen sene kredi büyümesinde arzu ettiğimiz dezenflasyonla tutarlı seviyeleri görememiştik. Özellikle ticari kredilerde büyüme yüzde 50’nin üzerine çıkmıştı. Geçen sene tüketici kredilerinde de yine yüksek bir seyir görmüştük. Attığımız adımların etkisiyle bu sene kredi büyümesinin yavaşladığını ve dezenflasyonla tutarlı seviyelere geldiğini görüyoruz. Ticari kredi büyümesi yüzde 35, tüketici kredisi büyümesi de yine düşük seviyelerde. Böylece toplam kredi büyümesinin aslında yüzde 25’e düştüğünü görüyoruz. Bu dönemde uyguladığımız sıkı para politikası kadar, kullandığımız kredi büyümesi limitleri de önem taşıyor. Burada sıkılaşma dönemlerinde TGA oranlarında bir artış olması aslında normal. Ama bunun çok hızlı olmaması önemli. Burada da baktığımızda, artışın aslında kademeli gerçekleştiğini görüyoruz. Şu anda toplamda TGA oranı yüzde 2,9 ve tarihsel ortalamaların ciddi anlamda altında. Finansal istikrar açısından şu anda bir sorun olduğunu düşünmüyoruz.”

(SON)

TCMB Başkanı Karahan: Bir hafta vadeli repo normalleşme konusu. Sonraki dönem için sinyal niteliği taşımıyor
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.